Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, 301 metre derinliğe ve 162 metreyi aşan genişliğe sahip olan "Ejderha Deliği", şimdiye kadar kaydedilen en büyük okyanus karst çukurlarından biridir. Bu yapının, deniz seviyesinin daha düşük olduğu zamanlarda yağmur sularının kireçtaşını aşındırmasıyla oluştuğu düşünülmektedir. Deniz seviyesinin yükselmesiyle çukur tamamen suyla dolmuş ve bugünkü halini almıştır. Çukurun benzersizliği, suyun neredeyse hiç karışmamasından kaynaklanmaktadır; dar ağız ve dik duvarlar, yüzeyden gelen oksijenli suyun derinlere ulaşmasını engeller. Bu durum, her biri farklı kimyaya sahip, katmanlar halinde izole edilmiş ekosistemlerin oluşmasına yol açmıştır.
Yaklaşık 100 metrenin altında bilinen hiçbir balık, bitki veya yosun yaşamamasına rağmen, bu "ölü" görünen alan bakteriler için bir cennettir. Çukurun derinliklerindeki mikroorganizmalar, enerjilerini kimyasal tepkimelerden elde etmektedir. En üstteki oksijensiz katmanda kükürt oksitleyen bakteriler baskındır ve Thiomicrorhabdus ile Sulfurimonas türleri bu bölgedeki mikrobiyal yaşamın yaklaşık %90'ını oluşturur. Daha derinlerde ise nitratın tamamen yok olması ve hidrojen sülfürün birikmesiyle bakteriler, sülfat indirgeme adı verilen farklı bir metabolizmaya geçer.
Araştırma ekibi, çukurdan alınan örneklerde 294 farklı bakteri türü yetiştirmeyi başarmış ve bunların %22'sinden fazlası bilim için tamamen yeni türlerdir. En büyük sürpriz ise virüslerde gözlemlenmiştir; Ejderha Deliği'nde 1730 farklı virüs tipi tespit edilmiştir. Yüzeye yakın katmanlarda bilinen faj aileleri görülürken, derin ve oksijensiz bölgelerdeki virüslerin çoğu bilinen sınıflandırmalara uymamaktadır. Uzmanlar, bu gizemli virüslerin aşırı koşullarda mikrobiyal yaşamın dengesini sağlayabileceğini ve Dünya'daki yaşamın sınırlarına dair bilgilerimizi kökten değiştirebileceğini düşünmektedir.